Nuranî Varlıklar: Melekler
Önce O vardı, ötesi yokluktu. Sonra, yeryüzünü ve onu sabit tutan dağları, gökyüzünü ve onu bir kandil gibi ışıtan yıldızları, gündüzün ardı sıra geceyi, güneşin yanı sıra ayı, karanın yanı başına denizi, aşılayan rüzgârı, toprağı dirilten yağmuru, her şeyi ama her şeyi O yarattı... Ve Allah meleklerini nurdan yarattı. Cebrail"i, Mîkâil"i, İsrafil"i, canı bedenden ayıran ölüm meleğini... Cebrail"e meleklerden bir ordu verdi, bir de rüzgârı. Gökten inen yağmur, yerden biten bitki Mîkâil"e emanet edildi. Arşı taşıma görevi yanında sûra üfleyerek kıyameti ve yeniden dirilişi bildirme işi İsrafil"e verildi.
Meleklerin “nurdan” yaratılmalarıyla kibirlenmeden ibadet etmeleri arasında bir ilişki olmalıdır. Tıpkı şeytanın, insanın yaratılışına karşı gösterdiği tepkisinde görüldüğü üzere cinlerin “nârdan” (ateşten) yaratılması ile onlardaki kibir arasında bir ilişki söz konusu olduğu gibi. Nârın “yakma” özelliğine karşın nurun “aydınlatma” vasfı arasındaki keskin fark, melek ile şeytanın/cinlerin birbirinin zıddı varlıklar olarak yaratıldıklarını göstermektedir. Hz. Âdem"den bu yana meleklerin varlığı hiçbir zaman tamamen inkâr edilmemekle birlikte, zaman içerisinde onlar hakkında birbirinden farklı kabullerin, anlayışların ortaya çıktığı bir gerçektir. Tarih boyunca farklı toplumlarda ve geleneklerde değişik isimlerle anılan ve insanlarla tanrıların veya ruhların iletişimini sağlayan ruhanî varlıkların mevcudiyetine hep inanılmıştır. İslâmiyet ile henüz tanışmamış olan ve Mekke"de putlara ibadet edip âhiret gününe inanmayan Araplar da meleklerin varlığını kabul ediyorlardı. Ancak onların mahiyeti hakkında asılsız bilgilere sahiptiler. Araplar, sanki yaratılışlarına şahit olmuşlar gibi, melekleri dişi varlıklar olarak kabul ediyor, onlara dişi adları takıyor ve daha da ileri giderek onlar için hâşâ “Allah"ın kızları” diyorlardı.“Onlar, Rahmân"ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve bundan dolayı sorgulanacaklardır.” buyuran Allah Teâlâ, câhiliye Araplarının melekler hakkındaki kanaatlerinin tamamen bilgisizlikten kaynaklandığını belirtmektedir.
Mahiyetlerini tam olarak anlama imkânımız olmayan meleklerle ilgili bilgilerimiz Kur"an"ın ve Hz. Peygamber"in bize bildirdikleriyle sınırlıdır. Allah Resûlü"nün meleklerle ilgili tasvirlerinde meleklerin kanatlarından bahsedilmektedir. Kur"ân-ı Kerîm"de ise meleklerin kanatlarıyla ilgili olarak; “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah"a mahsustur.” buyrulmaktadır. Ancak bu kanatların mahiyetini de tam olarak bilmemiz mümkün değildir. Bahsedilen kanatların bildiğimiz anlamda kuş kanadı şeklinde algılanması da doğru değildir. Böyle bir algıdan hareketle insan suretlerine, özellikle de kadın ve çocuk resimlerine kanat eklemek suretiyle melek tasviri yapmak yanlıştır.
İnsanoğlu kulluk adına her ne varsa melek vasıtası ile öğrendi. Cebrail, Peygamber Efendimize bazen altı yüz kanadı ile birlikte göründü, bazen insan şeklinde. Zaman zaman da sahâbeden Dihyetü"l-Kelbî suretinde. Birlikte Kâbe"de namaz kıldılar. Resûlullah"a abdesti, namazı öğreten Cebrail, imam oldu. Ramazan ayında karşılıklı Kur"an okudular. İnen âyetleri tekrar ettiler. Çok cömert olan Nebî Aleyhisselâm"ın cömertliği Cebrail ile buluştukları Ramazan ayında daha da artardı. “Cebrail, Mîkâil ve İsrafil"in Rabbi olan Allah"ım! Kızgın ateşten ve kabir azabından sana sığınırım.” diye dua eder, Cebrail"i çok sever ve onu daha sık görmek arzusunu hissederdi yüreğinde. Bir gün bu arzusunu iletti göklerin elçisine: “Keşke beni daha sık ziyaret etsen. Bana daha sık gelmene bir engel var mı?” Cebrail, “Biz sadece Rabbin emri ile yeryüzüne ineriz.” diye karşılık verdi ve Meryem sûresinin 64. âyetini okudu: “Önümüzde, arkamızda ve bu ikisi arasında ne varsa hepsi Allah"a aittir.”
Hadislerle İslâm Cilt 1 Sayfa 250