BİR HADİS BİRKAÇ MESELE


Sevgili dostlar,
BİR HADİS BİRKAÇ MESELE

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammet (sav) bir hadis-i şeriflerinde bizlere şöyle buyuruyor. ‘’Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse,  Allahu Teâla da onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Kim dünyada darda kalmışa kolaylık gösterirse,  Allahu Teâla da ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir. Kim, bir Müslümanın dünyada bir ayıbını örterse,  Allahu Teâla da dünya ve ahirette onun kusurlarını örter. Kul, mümin kardeşinin yardımında bulundukça, Allah da onun yardımcısıdır.’’ (Müslim/Zikir/11)

Sevgili peygamberimiz bu hadisi şerifinde bizlere sosyal hayat içinde insanları güven ve emniyet duygusu içinde yaşatacak tavsiyeler vermiştir. Düşünüldüğünde hayatını bu hadis-i şerifi düstur edinerek yaşayan bireylerden oluşan bir toplumda bir kimsenin bir sıkıntısı olduğunda onun sıkıntısını giderecek birileri, dara düştüğünde elini tutup kaldıracak birileri, ayıbını kusurunu ifşa edip yaymak yerine onları örtüp kapatacak birileri vardır. Zaten muhtelif birçok ayet ve hadiste de görüyoruz ki mümin müminin kardeşidir ve kardeş olmak bu özellikleri taşımayı gerektirir.

Sözlüklere bakıldığında sıkıntı daha çok bezginlik ve ruhsal yorgunluk hali, darlık ise yokluk anlamında kullanılmıştır. Paranın yokluğu, çarenin ve çıkış yolunun yokluğu, zamanın yokluğu gibi. Bu manada hadis-i şerifi şu şekilde anlamalıyız. Müslüman, yaşadığı toplumda her kimin maddi veya manevi bir sıkıntısına şahit olursa onu aşmasında ona yardımcı olmak, onun keder ve üzüntüsünü paylaşarak ona destek vermek durumundadır. Mekke’de çaresiz ve kimsesizlerin, itibar sahibi zengin kimseler tarafından ezilip hakkının çiğnenmesine kimse tarafından ses çıkarılamadığı ve insanların birçoğunun da bu durumu kabullenip kanıksadığı bir dönemde Sevgili Peygamberimiz henüz daha yirmili yaşlarının başında birkaç arkadaşının kurduğu ve ismine ‘’Erdemliler Birliği’’ dediği topluluğa katılmış, çaresiz ve darda kalmışların yardımcısı olan bu birliği yıllar sonra bile anlatırken övmüş: ‘’Bugün beni öyle bir yere davet etseler yine katılırım.’’ buyurmuştur. Yine kişiyi yaşadığı toplum içinde kötü duruma düşüren ona büyük sıkıntılar yaşatan durumlardan birisi de ayıplarının, günahlarının ve kusurlarının ifşa olup insanlar tarafından konuşulmasıdır. Hz. Mevlana’ya atfedilen yedi öğütten biri: "Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol!" dur. Bu öğüt başkalarının, özellikle de iyi ve temiz insanların ufak tefek kusurlarını arayıp abartmamak, aksine örtmekle ilgilidir ve bu fazilet de dedikodu yapmamakla bağlantılıdır. Mevlana'ya göre asıl ayıbı görülmesi veya ayıplanması gereken biri varsa o da kişinin kendisidir. Çünkü zaten, başkalarında ayıpladığımız, kınadığımız özelliklerin çoğu muhtemelen bizde vardır ama biz bunun farkında değilizdir. Yine Hz. Ali bu konuda “Kim kendi ayıbına bakarsa başkasının ayıbını görmez. Başkasının kuyusunu kazan kimse, oraya kendisi düşer. Kendi hatalarını unutan kimse, başkalarının hatalarını büyük görür. Başkasının gizli hallerini ortaya koyan kimsenin ise kendi gizli ve ayıp halleri ortaya çıkar” buyurmuştur.

Biz biliyoruz ki her kul Allah katında kıymetli ve değerlidir. Sevgili Peygamberimizin bize bildirdiği hadis-i şerifte de açıkça görüyoruz ki, kim dara düşmüş bir kuluna yardım ederse veya ayıbını, kusurunu örtüp gizlerse Yüce Allah o kimseye onun yaptığından daha büyük ve daha değerli karşılıklar vaat ediyor.

Etiketler:


Bir Yorum Yaz




Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.